|
Öneriler:
1.Her öğünde midenin 1/3'ünü rahat solumak için boş bırakmak
2.Bol sıvı gıdalar almak veya bol su içmek
3.Uyumadan önce 2.5 saat boyunca hiç bir şey yememek
4.Hacmi az fakat besin değeri yönünden yeterli gıdalar almak
5.Çok yavaş yemek (20-30 dakikaya yaymak)
6.Bol miktarda çiğneyerek yemek
7.Yapısal olarak zıt, çok sayıda farklı türde besinleri bir
arada almamak
8.Sık atıştırmalardan kaçınmak
Beslenme Alışkanlıklarına Dikkat:
Zihinsel ve bedensel enerjimizi en fazla etkileyen hususlardan
biri yemek yeme biçimimizdir. Sağlıksız bir yemek stratejisi
kişinin bedeninin hızlı çökmesine, hafıza, düşünme ve kavrama
yeteneğinin bulanıklaşmasına yol açar. Eğer günde 8 saat uyuduğunuz
halde kendinizi hala yorgun hissediyorsanız, bedensel ve zihinsel
işleriniz sizi çabucak yoruyorsa, çevrenizdeki insanlara göre
hafıza ve düşüncenizde bir eksiklik görüyorsanız tanıştığınız
bir insanın ismini birkaç dakikada unutuyorsanız mutlaka yemek
alışkanlığınızı gözden geçirmelisiniz. Vücudumuzu ve zihnimizi
tahrip eden ve stres üreten hatalı beslenme alışkanlıkları
şöyle özetlenebilir:
1.Mideyi tıka basa doldurarak yemek
2.Mideyi katı yiyeceklerle doldurmak
3.Uyumaya yakın bir sırada yemek
4.Besin değeri yönünden yetersiz gıdaları almak
5.Çok hızlı yemek
6. Yeterince çiğnemeden yemek
7.Yapısal olarak zıt çok sayıda farklı türde besinleri bir
arada almak
8.Çok sık aralıklarla yemek ve su içmek
Midenizi aşırı doldurmayınız:
Her yemek yediğimizde midemizin üçte biri boş kalmalıdır.
Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına,
can sıkıntısına ve erken yaşlanmaya neden olur.
Midemiz dolduktan sonra dolaşımdaki kanın çok önemli bir kısmı
mide içi muhteviyatının parçalanması için görev alır. Bu sırada
beyni besleyen kan miktarında azalma olur. Parçalanma işlemi
uzadıkça beynin yetersiz oksijenle beslenme süresi uzar. dikkat
edelim: Midemiz iyice dolu olduğunda iyi bir konuşma yapamayız,
başarılı bir makale yazamayız. Hatta oruçlu bir kimsenin iftar
yemeğinden sonra genellikle iç bedeninde üşüme hissetmesi
kanın genel dolaşımdan büyük ölçüde çekilmiş olmasından kaynaklanır.
Kan mideye hücum etmiş, uzak organlardaki kılcallardan büyük
ölçüde çekilmiştir. Bu durumda zihnimiz hem yeterli enerjiden
mahrumdur, hem de meşguliyetinin önemli bir kısmını sindirim
sistemimizin kontrol ve yönetimine ayırmaktadır.
Midemizi tıka basa doldurduğumuzda midenin peristaltik hareketi
çok güç hale gelir. Bu durum karın bölgesinde basınç hissetmemize
neden olur. Bu basınç içten gelen bir stres ve gerginlik üretir.
Ayrıca dolu mide kalbin yer aldığı üst göğüs bölgesine basınç
yaptığından diyafram yönünde nefes alınamayacağı için ciğerler
az miktarda oksijenle yetinmek zorunda kalır. Bu da kandaki
oksijen oranının azalmasına ve dolaysıyla beynin diğer uzuvlar
gibi yeterli besinden mahrum kalmasına neden olur.
Zihinsel ve bedensel olarak genç, dinç, dinamik, sağlıklı
ve güzel olmak istiyorsak yemek miktarımızı azaltmalıyız.
Dr. Clive McClay bir deneyinde denek farelerinin yiyeceğini
yarıya indirdiğinde iki kat daha uzun yaşadıklarını tespit
etmiştir. Yine yapılan bir araştırmada har canlının ortalama
yemek miktarıyla ömrü arasında oransal bir ilişki olduğu tespit
edilmiştir.
Midemizi katı yiyeceklerle doldurmamalıyız:
Aksi taktirde mide içeriğinin gerekli öz suyunu her tarafa
nüfuz ettirmesi güçleşir, hazım gecikir. Sindirim sistemi
yorulur. Ayrıca mide-bağırsak sisteminde parçalanan gıdaların
emilimi de zorlaşır ve aldığımız besinin çok önemli bir kısmı
atılmak durumunda kalır.
Uyumaya yakın bir sırada yememeliyiz:
Aksi halde beyin uyku esnasında gerekli çok önemli işleri
yapamaz.(Uyku Bölümüne bakınız.) Beyin günlük duygusal ve
bedensel bozulmaları tamir işi ile midenin tahliye edilmesi
işi arasında büyük çaba sarf eder. Uykuda gerekli fonksiyonlar
gerçekleştirilemediğinde dinlenememiş olarak uyanırız ve midemizde
yavaş yavaş büyüyecek olan bir rahatsızlık hissederiz. Böyle
bir alışkanlığın devamı hem bedenin hücrelerinin düzenli yenilememesine
hem de stres ve uzun vadede depresyona yol açar. Bu durum
düşünce akışının kilitlenmesinin önemli nedenlerinden biridir.
Besin değeri yetersiz gıdalar almamalıyız:
Aksi taktirde beyin düzenleyici işlerinde ihtiyaç duyduğu
yapıtaşlarından mahrum kalır. Mümkün olduğu kadar az gıda
ile beslenmeliyiz ama aldığımız besinler mümkün olduğu kadar
farklı olmalıdır. Her çeşit sebze, meyve ve et türlerinden
az miktarlarda alabilmeliyiz. Ancak farklı türleri aynı öğünde
yemekten çekinmeliyiz. örneğin meyve, sebze,et, süt, patates
bir arada alınmamalıdır. Alkali ve asit karakterli maddeler
bir arada alınmamalıdır. Örneğin et türü ile hamur türü birbiriyle
çelişir. Farklı yapıdaki maddeler farklı sindirildiğinden
bir arada alındıklarında birbirlerini olumsuz etkilerler ve
sağlıklı sindirilemezler. Bu durumda midede mayalanma olur
ve biz sonucu gazın artması, ekşime olması şeklinde algılarız.
Bu yolla enerjimizin önemli bir kısmını kaybetmiş, gereksiz
yere sindirim sistemimizi yormuş, aldığımız enerji kullanamamış
oluruz.
Yemekler hızlı yenilmemelidir:
Yavaşça ve ağızda yeterince çiğneyerek yemeliyiz. Bir öğün
yemek için kendimize 30 dakika zaman ayırmalıyız. Pirinç,
patates, ekmek gibi nişasta içeren yiyecekler tükürükte salgılanan
pityalin maddesiyle parçalanırlar. Yeterli tükürük olmadığında
bu gıdaların alınması fazla bir işe yaramaz. Ayrıca tükürükteki
zararlı mikropları öldürücü özellik alınan gıdanın daha ağızdayken
içerisinde yer alan mikropların önemli bir kısmını imha eder.
Tükürük salgısı bir yana, dişlerimizle iyice parçalayacağımız
gıdalar midede kolaylıkla hazım olur. Zihin ve diğer sistemler
çok yorucu işlerle gereksiz yere meşgul olmaktan kurtulmuş
olurlar.
Mutlaka belirli zamanlarda yemeliyiz:
Yemek bittikten kısa bir süre sonra beyin aldığımız gıdanın
yoğunluğunu hesaplar ve hangi şiddette asitli ortama ihtiyaç
olduğunu tespit eder. salgılanacak mide özsuyu ihtiyacın biraz
altında olduğunda midemiz asla boşalmaz. Biraz üzerinde olduğunda
ise asit mide duvarını yakar, gastrit ve arkasından ülser
hastalığı kapımızı çalar. Mide son derece hassas bir dengeye
sahiptir. Mide özsuyu çinkoyu eritebilecek keskinliktedir.
Ancak midenin etten yaratılmış olan duvarının delinmemesi
için mide içi mukozası, salgıladığı sıvılarla bazik ortam
oluşturan özel hücrelerle kuşatılmıştır. Asitli ortam mide
iç duvarını kuşatan bazik sıvı katmana temas ettiğinde nötrleşir.
Ancak her iki ortam aynı güçte ve dengede olmak zorundadır.
Yemekten sonra mide içeriği parçalanmadan su içtiğimizde içeriğin
asit yoğunluğunu değiştirmiş oluruz. Yeniden özsuyu salgılanmak
zorunda kalınır. Bir şeyler atıştırdığımızda durum çok daha
kötüleşir. Her defasında mide içeriğinin parçalanması sürekli
geciktirilerek sindirim sistemi yorulur. Beyin devamlı mide
ile meşgul edildiğinden zihinsel faaliyetler yavaşlar. Ayrıca
mide ve buna bağlı diğer hastalıkların tohumu ekilmiş olur.
Dolaysıyla suyu yemek önceyi veya yemek sırasında alabiliriz,
ama yemek bittikten sonra alamayız. Su veya diğer besinleri
tekrar almak istiyorsak yemekten sonra aradan 3 saat geçmelidir.
Yemek rejimimizde saatlerimiz kesin hatlarla ayrılmalıdır.
Örneğin 8.00-12.00-19.00 saatleri artı eksi bir olmak üzere
üç öğün yemek için uygun periyotlar olarak düşünülebilir
Meyveler yalnız alınmamalıdır:
Meyve yemekten 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır.
Zihinsel faaliyetlerimin gerektirdiği enerji kaynaklarının
en önemli parçalarından birini meyveler oluşturur. Bildiğiniz
gibi beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz
ise meyvelerde hazır olarak bulunur. Diğer şeker türleri ancak
yakılmak suretiyle glikoza çevrilebilir. Bu durumda meyveleri
aç karnına yemeliyiz. Meyve derhal bağırsaklara inecek parçalanması
ve besin içeriğinin emilişi 20 dakikada tamamlanacaktır. Besinlerimizin
en önemli kısmını meyveler oluşturmalıdır. Ancak bilinmelidir
ki mide dolu iken alınan meyve midede kalacak, mayalanacak
ve besin değeri kaybolacağı gibi bütün sistemlerimizi yoracaktır.
Hatalı beslenmenin sonuçları:
1. Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı
yaratılır. Ortalama olarak kabul edersek 100 günde beyin-sinir
hücreleri hariç bütün vücudumuz yenilenir. Kötü yeme alışkanlığı
yenileme sistemini aksatır ve cildimiz canlılığını,netlik,
tazelik ve temizliğini kaybeder. Ayrıca temizleme sistemi
yetersiz kalacağı için vücut kısa sürede çöplüğe dönüşür ve
içten içe çürümeğe, hastalıklara hazır olmaya başlar.
2. Gün boyu hissedilen yok edilemeyen yorgunluk çabuk yorulma
veya baş ağrısı oluşur.
3.Vücut rahat yönetilemediğinden kontrolü güçleşir, irade
zayıflar, hayat durgun ve bunaltıcı olur.
4.Zorlukların üreteceği stres düşünce akışını bloke eder.
Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır.
5.Zihin oksijen ve glikozdan mahrum bırakıldığından veya düşünce
ve aktif uyarımdan yoksun kaldığından gittikçe körelir, tembelleşir,
zeka kaybı oluşur.
Yukarıda sözünü ettiğimiz sorunlardan herhangi biriyle tanışıyorsanız
yemek rejiminizde derhal değişiklik yapmalısınız. Hayatınızın
10 gün gibi bir sürede değişebildiğini göreceksiniz.
Temel Beslenme Prensipleri:
İşe öncelikle vücudunuzu temizlemekle başlamalısınız. Bunun
için bir hafta boyunca yemek miktarınızı hiç değilse 1/3 oranında
azaltmalısınız. Bu süre içinde hamur ve et türlerinden kesinlikle
uzak durmalısınız. Ayrıca yemekleriniz dayanabileceğiniz kadar
az tuzlu ve az yağlı olmalıdır. Çok yemeğe ihtiyaç duyuyorsanız
açlığınızı sadece meyve ile gidermeyi tercih etmelisiniz.
Bol miktarda haşlanmış sebze türleri ve mümkün olduğu kadar
sulu sebze çorbaları içmelisiniz.
Aşırı yemeğe alışkınsanız yemeğinizi azalttığınızda kendinizi
yorgun hissedebilirsiniz. Bunun nedeni çok yediğinizde gıdaların
önemli bir bölümü atıldığı gibi bir anda az yemeye başladığınızda
eski alışkanlığın sindirim sistemince devam ettirilmesidir.
Vücudun kendini yeni duruma ayarlayabilmesi zaman alabilir.
Bu geçiş döneminde hacmi az fakat enerji içeriği yoğun olan
bal ve pekmez gibi tatlıları almanızı tavsiye ediyoruz. Saat
23.00'de uyuyorsanız en geç saat 20.30'da akşam yemeğini yemiş
olmalısınız. Bu bir haftalık sadece sebze ve meyveye dayalı
rejimle ani bir değişim hissedeceksiniz.
Vücudunuzda oluşturduğunuz tahribat çok aşırı ise değişim
bir aya kadar gecikebilir. Bu rahatlama noktasına ulaştıktan
sonra aynı sıkı rejimi devam ettirmemiz gerekmez ancak yine
de belli prensipler çerçevesinde kendimizi beslemeliyiz:
1. Yemek miktarını azaltalım: Her defasında yemek miktarımızı
göz kararı ile ölçmeliyiz. Yiyeceğimiz toplam miktarın önceden
bilincinde olmalıyız. Yemeğimizi hacim yönünden azaltmalıyız
ama ani açlığı tavsiye etmiyoruz. Çünkü bunu hem iradi olarak
başarmak güçtür, orta vadede daha çok yememize neden olur
hem de ani değişim vücudun alıştığı israflı işleyen sistemde
daha olumsuz etkiler oluşturur. Ancak Peygamberimizin de buyurduğu
gibi midemizin 1/3 ü su ile , 1/3'ü yemek ile dolu olmalı
1/3'ü ise ciğerlerin diyaframdan rahat nefes alabilmesi için
boş bırakılmalıdır.
Yemeklerimiz en az yarı yarıya su içermeli veya katı yiyecekler
alıyorsak aradaki farkı yemek esnasında bol miktarda su içerek
telafi etmeliyiz.
2. Uyumaya yakın yemek yemeyelim: Almanya'da yapılmış olan
bir araştırma saat 23.00'de uyuyan bir kişinin akşam yemeğini
en geç saat 20.30'da yemiş olması gerektiğini ortaya koymuştur.
3. Farklı gıdalar alalım: Gıdalarınız her gün değişebilmelidir.
Farklı meyve ve sebze türlerini haftalık yemek sistemimiz
içerisinde yaymalıyız.
4. Hızlı yemeyelim: Her yemek öğününe 30 dakikalık zaman
ayırabilmeliyiz. Mide doyma hissini 20 dakikadan önce beyne
ulaştıramaz. Bu süre içinde çok hızlı ve aşırı yerseniz bu
süre dolmadan çok yediğiniz halde doyduğunuzu fark edemezsiniz.
Oysa bir kaç lokmayı 20 dakikaya yayarak aldığınızda çok az
yemekle doygunluk hissine ulaşabilirsiniz. Bu süreçte lokmalarınızı
bıkmadan iyice çiğneyerek yutmalısınız. Çorbaları bile çiğneyerek
yemenizi öneriyorum.
5. Türleri aynı öğünde karıştırmayalım: Pirinç, patates,
vb. nişasta içeren hamur türlerini et, süt, balık gibi hayvan
türleriyle aynı öğünlerde almamalıyız. Meyveleri kesinlikle
aç karnına yemeliyiz ve her defasında farklı meyveler almalıyız.
6. Yemek öğün vakitlerini kontrol edelim: Yemek öğünlerimiz
arasında midemiz temizlenmeden veya (yemeğin türüne görü süre
değişebilir) yaklaşık 3 saat geçmedikçe yemek yememeli, su
içmemeli veya atıştırmamalıyız.
Yemek rejimi konusunda hayatımıza uyarlayacağımız yukarıdaki
düzenlemeler bütün faaliyetlerimizde heyecanlandırıcı bir
etkinliğe doğru süratle ilerlememizi sağlayacaktır. Bedenimiz
taşımak zorunda olduğumuz ağır bir yük olmaktan çıkacak; konuşmak,
çalışmak, öğrenmek, insanlarla iletişim içerisinde bulunmak
zevkli bir uğraşı haline gelecektir.
|