İzmir'in Bergama ilçesinde,
Dionysos'u elinde salkımla gösteren MÖ 3.yüzyıla ait bir kabarta
seramik eserin bulunması ve ülkemizin çeşitli bölgelerinde yapılan
kazılarda üzüm ve şarapla ilgili birçok motifin ortaya çıkarılması,
Türkiye'de bağcılık ve şarapçılığın geçmişte önemli derecede
gelişmiş olduğunun kanıtlarıdır. Ancak erken dönem sanat yapılarında
sakallı olarak canlandırılan Dionysos daha sonraki kazılarda
çıkan eserlerde kadınsı görünümlü bir genç olarak betimlendi.
Pamukkale'de bulunan Dionysos heykeli o zamanki sansür yasaklarından
nasibini aldı ve bu da cinsiyeti hakkında çelişkili yorumlar
yapılmasına yol açtı. Bu çelişki 2000 senesine kadar sürdü.
Bu senelerde yandaki resimde de görüldüğü gibi Antalya'nın Kemer
ilçesinde Robinson Club'da çıkartılan, bir elinde şarap kadehi
ile ağzında puro, kol saatine bakarken o zamanın düşsel perileri
tarafından hizmet edilen bir Dionysos heykeli, bu konuya açıklık
getirdi ve artık harbi bir delikanlı olarak betimlendi.
Eski Yunanlarda şarap tahta fıçılarda, keçi derisinden yapılmış
tulumlarda ya da toprak amforalarda saklanır, hava almasını
önlemek için ağzı yağlı bezle kapatılırdı.Yine o dönemlerde
Yunanistan'da şarap suyla karıştırılarak içilirdi ve su katılmadan
içilen şarabın taşkınlıklara yol açacağı sanılırdı. Bu işlem
için kendi aralarında bazı ilginç yöntemler de geliştirdikleri
olurdu. (Şarap ve suyun karıştırılması ile ilgili o dönemlere
ait bir resim günümüze kadar ulaşmıştır.)
Şarabın tarihçesi içinde, deneme yanılma yöntemi en büyük faktör
olmuş ve bu sayede günümüzde kullanılan modern makinaların gelişimi
sağlanmıştır. Eski dönemlerde ilkel aletlerle toplanan üzümler
şaraphaneye taşınır ve şıraları alınırdı. (Sağ tarafta bulunan
resimde ilkel yöntemle üzüm toplanması anlatılmaktadır)
Toplanan üzümlerden şıra almak için uzun seneler kullanılan
ayakla ezme yöntemi yerini giderek modern makinalara bıraktı.
Sanayi sektörüne girmeyen bazı yöresel şarap üreticileri günümüzde
hala bu metodu uygulamaktadırlar. Geniş ve yerden bir metre
kadar yükseklikteki açık bir fıçıya giren kişiler bu işlem için
kesinlikle çıplak ayak kullanırlar. Soldaki resimde çıplak ayakla
üzüm ezen insanları görüyorsunuz..
Buradan alınan şıralar ilk şıralardır ve bu
ilk şıralardan yapılan şaraplar oldukça pahalıdır. Hele bu
şıraların elde edildiği bölgeler, Bordeaux, Medoc bölgelerinin,
Pauillac, St.Estephe, Margaux veya St. Julien gibi tescilli
bölgeleriyse, el yakacak kadar pahallı olup, "Château, Récolte,
Mis (ya da Mise) en bouteille au Château, Grand Vin, Cru Classé,
Premier Cru" gibi kıvrım kıvrım süslü yazılarla dolu şatafatlı
etiketlere sahiptir. Gerçek hayatta bu tür şaraplara sahip
olabilenler, tüccarlar, bankerler, yaşlı rock yıldızları,
başbakanlık danışmanları, yargıtay hakimleri, ünlü spor klüplerinin
yönetim kurulu başkanları, restoranlarda gelen hesapları banka
giderleri gibi gösteren bazı devlet bankalarının yönetim kurulu
üyeleri, ara gaza gelip kendini 120-90-120 gibi ölçülerle
Afrodit sanan bülbül sesli pop yıldızları, görevli olduğu
otellerde kalın enseli birileri tarafından verilen büyük partilerden
arta kalan şarapları "valla sos olarak kullanacaktım" ayaklarında
çaktırmadan zulaya atan Cheff'ler ile birlikte bedava olduğu
zaman gözleri ışıldayan benim gibi kişilerdir.
Tarihsel süreç içerisinde şarap şişelerinin mantarları da
önemli gelişmeler kaydetmiştir. Şarap teknolojisinde şişelerin
kullanılmaya başlamasından sonra 17. yüzyıldan itibaren dar
ağızlı şişelere geçiş olmuş ve bu şişelerin ağızlarını kapatmak
amacıyla mantarlardan istifade edilmiştir. Şişe mantarları
Latince ismi Quercus Suber olan mantar meşelerinin kabuklarından
üretilen mantarlardır. Tarihte ilk kez Roma ve Yunanlılar
mantarı amforaları mühürlemek ya da boğazda lüfer akını sırasında
misina oltaları sarmak amacıyla kullandılar. Mantarlar, 1680'li
senelerden sonra Fransa'nın "Champagne" iline bağlı Hautvillers
kasabası manastırının baş rahibi Dom Pierre Pérignon'un çalışmalarıyla,
elastik özelliğinden dolayı şişe mantarlarında tıkaç amaçlı
olarak kullanılmaya başlandı. Yandaki resimde iyi bir mevsim
sonrası Quercus Suber adı verilen mantar ağacından toplanmış
taze mantarları görüyorsunuz.
Alkollü içkilerin çok uzun senelerden beri bilinmesine
karşın fermantasyon bilimi çok yenidir. O zamana kadar optik
mikroskobun bulunamaması, şarapta gerçekleşen, şekerin alkole
dönüşme olayını hep gizem içinde bırakış, insanların ilgisini
çekmesine yol açmıştır. Pasteur yaptığı araştırmalarda mayaların
gerekli olan şekerle karşılaştıklarında, tomurcuk vermek suretiyle
çoğaldıklarını ve yeni hücreler meydana getirdiklerini açıklamıştır.
Tarihsel ve mitolojik olarak şarabın bazı önemli
gelişmelerini özetledikten sonra şimdi sıra yorumlara geldi.
Yani "degüstasyon". Degüstasyon bir şaraba kalitesini vermek
için yapılan görme, koklama ve tatma olaylarının tümüdür.
Degüstasyon yalnızca şarabın kalitesini belirlemek için değil,
aynı zamanda şarabın kusur ve hastalığını da belirlemek amacıyla
yapılır. En önemlisi de çevrenizde bulunan kişilerin anlayamayacağı
sözcükleri biraraya getirerek hava atılan yorumlardır. Şarapların
görünüş, koku, tad ve karakterlerini niteleyen bazı sözcüklerin
karşılığı aşağıda verilmiştir.
Görünüm »
Altın : Kahverengi ile sarı arasında
bir renk.
Yeşil altın : Altın denemeyecek kadar
açık bir renk.
Yakut : Parlak canlı kırmızı.
Amber : Yanık şeker tonu. Bence denemeyin
sorunlu olabilir.
Berrak : Arkasını gösteriyor yani içinde
üzüm parçaları, asma çubukları ya da bağcının çorapları gibi
yabancı maddeler yok.
Şaffaf : Bardağın arkasında görünen gerçekten
uzun süre bakmaya değerse (kalın bir bankonot gibi) "berrak"
sözcüğü yerine kullanılır.
Parlak (canlı) : Kesinlikle bardak temiz.
Bacak : Şarabı hafif sallarsak bardak
içinde oluşabilecek uzun çubuklar. (Kafanızdan geçen bacağı
yakalamak için daha çok sallarsınız.)
Zengin : Bence şişenin fiyatını kesin
biliyorsunuz.
Koku »
Çeşitli meyve kokuları : Her bir meyvenin
ayrı kokuları.
Etkileyici : Burun direğinizi sızlattı.
Kamçılayıcı : Gözleriniz yuvalarından
fırladı.
Kaba : Burnunuzu bardağa fazla sokmuş
olabilirsiniz.
İnce : Varlığı ile yokluğu ayırt edilemiyor.
İddiasız : Belki de içtiğiniz şarap değil
Parfümsü : Elinizi bardağa fazla yaklaştırdınız.
Aslına kokan elinize sinmiş kendi parfümünüz.
Bukeli : Şarapta kültürlü kimselerin
"hoş koku" yerine kullandıkları sözcük.
Uçucu : Kokuyu çözemediyseniz söyleyin
gitsin.
Tat »
Kalıcı : Ağız spreyi bile fayda etmiyor.
Isıtıcı : Şömine gibi birşey, ancak şarap
uzun süre sıcak bir yerde unutulmuş da olabilir.
Yuvarlak : Tırmalamadan gidiyor. Gene
şarap kültürünü ulu orta kullanan insanların bir sözcüğü.
Lezzeti yerinde : İki kadeh iç
yemek yeme.
Sağlıklı : Lezzeti yerinde.
Tırmalayıcı : Diş mineleri, diş etleri,
damak ve dil gitti.
Yumuşak : Şarabı içerken nefes de alabiliyorsunuz.
Sanki hafif şekerli gibi.
Sinirli : Ekşilik fazla, içtikten sonra
sanki aklınıza SSK daki ilaç kuyrukları geliyor.
Korse : Eskimiş tam gövdeli şarap.
Ne dersiniz ? ilginizi çekti mi ? Ama
daha yüzde birini bile konuştuk sayılmaz. Ee geri kalanları
da daha sonra konuşuruz. Üstelik sadece şarap değil, şarabın
akrabalarından da konuşabiliriz. Örneğin; sekiz bin senelik
göç içinde Fransa'nın Epernay ve çevre ilçelerine yerleşmiş
ama zamanla en fazla köşeyi dönen şarabın amca oğlu "Champagne",
İspanya'da iyi bir hayat süren teyze kızları "Sherry" ve İtalya'ya
yerleşmiş ve orada Torino üniversitesinde kariyer yapmış enişteleri
Vermut'lar gibi. Aşağıdaki resimler mi ? Ha onlar da benim
haremim. Korkmayın bir çok sevgilim var, (beyaz ve kırmızı,
orta yaşlı ve ya genç) ama kavga etmezler, iyi anlaşırlar.
|