| Besin ve beslenme, insanların ve toplumların ilk ve en eski
yaşam sorunudur. Bütün canlı varlıklar büyümek, gelişmek, güçlenmek,
yaşamlarını ve etkinliklerini sürdürebilmek için besin maddelerine
ihtiyaç duyarlar. Besin maddeleri, vücuda katılarak, yaşam etkinliklerinde
bulunma gücünü sağlayan, vücut dokularını geliştiren, onaran,
yedek besin saklanmasına imkan hazırlayan, yenilme, içilme ve
sindirilmeye elverişli, hayvansal, bitkisel ve madensel kaynaklardır.
İnsan vücudunun, küçük bir hücre biçiminden başlayarak, gelişim
süresi içinde hücre toplulukları (dokular), kan, kas ve kemikten
oluşan vücut yapısı halinde bütünleşmesi, gerekli besin maddelerinin
vücuda katılması ve bunların kullanılması ile gerçekleşir.
O halde beslenme, geniş anlamda, yaşamı sürdürebilmek için,
yemek ve içmek yoluyla vücudun özelliklerine ve içinde bulunduğu
şartlara göre çeşitlenen besin maddelerini kazanması demektir.
İnsan vücudu, çatı, kan ,kas, sinir, sindirim, dolaşım v.b.
gibi çeşitli doku ve sistemlerden oluşmaktadır. Bu sistemlerin
düzenle işlemesinin, vücudun sağlık ve etkinliğini sürekli
olarak koruyabilmesinin, ancak, her sistem ve dokunun ihtiyaç
duyduğu besinlerin sağlanmasına bağlı olduğu ve vücut unsurları
ile besin maddelerinin bileşimleri arasındaki ilişki anlaşılmıştır.
İnsan vücudunun bileşimi ile besin maddelerinin bileşimi benzer
unsurlar içermektedir.
Vücut hücrelerinin ve dokularının ana unsurunu, azotlu maddeler
anlamını taşıyan "protein" oluşturmaktadır. Ortalama bir insan
vücudu % 16 oranında protein içermektedir. Vücuttaki diğer
besin unsurlarının oranı ise şöyledir. % 63 oranında su, %
15 yağ ve % 6 madensel maddeler. Öte yandan, genel olarak,
besin maddeleri de değişik oranlarda besin unsurlarını içerir.
Bu benzerlik vücudun beslenme ihtiyacını belirlemesi yanında,
vücudun çeşitli etkinliklerini yöneten organların ihtiyacına
uygun besin maddelerinden yararlanılmasında, dengeli ve uyumlu
olma zorunluluğunu da vurgulamaktadır. Böylece "beslenme"
kavramı, vücudun ihtiyaç duyduğu miktar, çeşit ve nitelikte
besin maddesi alınmasını sağlayan ilke ve yöntemlerin uygulanması
olarak tanımlanmaktadır.
Beslenme, insan vücudundaki hücrelerin büyümesi, niteliklerini
koruması, görevlerini gereğince yapması, daha sonra kullanmak
üzere yedek besin saklaması ve besin artıklarının atılması
için gerekli unsurların ve şartların sağlanmasında rol oynar.
Sindirim, solunum, dolaşım, iç salgılar ve boşaltım etkinliklerini
düzenler. Böylece insan vücudunun oluşması, sağlığı, gücü,
enerjisi, fiziksel ve duygusal dayanıklılığı ve gelişmesi
için gerekli besin maddeleri ile bunların dengeli ve yeterli
biçimde sağlanması, bu besin maddelerinin bileşimleri ile
vücut organlarının ihtiyaçları arasındaki ilişki göz önünde
bulundurularak gerekli miktarların, çeşitlerin tespit edilmesi,
besin maddelerinin insan vücudu üzerindeki etkileri ile besin
maddelerinin üretiminden tüketimine kadar uygulandıkları işlemleri,
besin maddelerinden en fazla nasıl yarar sağlanacağı konularını
kapsayan, ilkelerini belirleyen, esas ve yöntemlerini öngören
ve bunların gelişimini amaçlayan BESLENME BİLİMİ büyük bir
toplumsal önem kazanmıştır.
BESİN UNSURLARI
Besin maddelerinin hiç biri yalnız başına vücudun ihtiyaçlarına
cevap vermemekle birlikte, hemen bütün besin maddelerinin
bileşimlerinde değişik oranlarda ortak besin unsurları, yani
proteinler, karbonhidratlar, yağlar, vitaminler, madensel
maddeler ve su bulunmaktadır.
PROTEİN
Protein, yaşayan organizmaların en karmaşık temel unsurudur.
Değeri ve önemi 19. yüzyıl başlarında anlaşılmış ve "ilk yeri
tutan" anlamındaki "proteios" sözcüğünden türetilmiştir. Ancak
proteinlerin yaşayan hücrelerle nasıl birleştiği, nasıl bir
bütün oluşturduğu sorunu tümüyle, çok yakın bir geçmişte,
1960 yılı ortalarında aydınlanabilmiştir. Yetişkin bir insan
vücudunun tümünde %16 oranında protein bulunur. Kurutulmuş
kanın % 90'ı, derinin % 70'i, kasların % 80'i proteinden oluşur.
Proteinden yoksun bir hücrenin oluşmasına, büyümesine ve
gelişmesine imkan yoktur. Yaşamını sürdüren hücreler de sürekli
iş görmek zorundadır. Bu zorunluluk, hücrelerin yıpranmasına
neden olmakta ve bunu sonucu olarak, yıpranan hücrelerin yenilenmesi
ve onarılması zorunluluğu duyulmaktadır. Hücrelerin onarılması
ise, hücrenin ana unsuru olan proteinin tamamlanmasını, yerine
konulmasını gerektirmektedir. Böylece vücudun protein ihtiyacı
açıkça belirlenmiş olmaktadır. Vücudun kendisi protein yapamadığı
için, bu ihtiyacın mutlaka besin maddelerinden karşılanması
zorunludur.
Vücut için gerekli ilk protein kaynağı ana sütüdür. Öte yandan
çeşitli hayvansal ve bitkisel maddeler de protein sağlar.
Süt, yumurta, et ve su ürünleri, bazı tahıl türevleri zengin
protein kaynaklarıdır.
Yetişkin bir insanın ortalama olarak günde 80 gr. Protein
alması gerekmektedir. Bu miktarın, yarı yarıya hayvansal ve
bitkisel kaynaklardan edinilmesinin daha yararlı olduğu da
anlaşılmıştır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, bir
günde, erkeklerin 70 gr., kadınların 60 gr., gebeliğin ikinci
yarısındaki kadınların 85 gr., emzikli kadınların 100 gr.
ve 16-20 yaşları arasında bulunan kız çocukların 75 gr., aynı
yaş gruplarında bulunan erkek çocukların 100 gr. protein almalarının
uygun olacağını açıklamıştır. Beslenme sırasında, günlük etkinlikler
sonucu vücudun kullandığı protein miktarı ile besin maddeleri
ile alınan protein miktarı arasında denge bulunmasına da dikkat
edilmelidir.
KARBONHİDRAT
Karbonhidratlar, karbon, oksijen ve hidrojenden oluşan, çeşitli
yapılarda ve çeşitli adlar altında tanınan geniş bir besin
grubunu oluşturmaktadır. Karbonhidratların kimyasal bileşiminde,
canlı varlıkların yaşamı için ana unsur olan karbon yanında
bulunan hidrojenin oksijene oranı iki misli olduğundan, bu
besleyicinin su ve karbon olduğu düşüncesi ile bu besin grubuna
"karbon-su" anlamında, karbonhidrat adı verilmiştir.
Hücrelerin bileşiminde, protein ve yağ ile birlikte bulunan
ve hücrelerin etkinliklerini sağlayarak, yedek besin ihtiyacını
karşılayan karbonhidratlar önemli bir besin unsurudur. Karbonhidrat
proteinin vücut enerjisi için kullanılmasını önler ve vücudun
proteine olan ihtiyaç dengesini sağlar. Gözde, deride, kemik
iliklerinde, akciğer ve karaciğerde bulunan karbonhidratlar,
dokularda proteine bağlanarak kanın pıhtılaşmasını önlemekte
ve vücudun direncini arttırıcı bir özellik taşımaktadır.
Karbonhidratlar, vücutta enerjiye dönüşen, vücudun enerji
ihtiyacını karşılayan besin unsurudur. Günlük enerjinin %
60-70'i karbonhidratlardan sağlanır. Bu bakımdan ortalama
yetişkin bir insan vücudunun günde 340 gr. karbonhidrata gerek
duyduğu saptanmıştır.
Hayvansal kaynaklı besin maddelerinde karbonhidrat çok az
miktarda bulunur. Bunun yanında bitkisel kaynaklı besin maddeleri
karbonhidrat yönünden çok zengindir. Ayrıca, bazı karbonhidrat
çeşitleri ise vücut tarafından üretilirler. Karbonhidratlar,
bitkilerin yaprakları ile sağladıkları su, havadan aldıkları
karbondioksit ve güneş ışınlarının etkisi ile oluşmaktadır.
Tahıllar, baklagiller, sebze ve meyveler, özellikle şeker,
nişasta, bal ve üzüm karbonhidrat kaynağıdır.
YAĞ
Yağ hücrelerinin düzenli çalışması için gerekli bir besin
unsurudur. Enerji sağlayan bir besleyici olan yağın vücudun
çalışmasında da çeşitli görevleri vardır. Vücudun kalori ihtiyacı,
protein ve karbonhidratlardan daha fazla yağ ile karşılanır.
Yağ, vücut organlarının çevresini kapatarak dış etkilerden
korur. Deri altındaki yağ tabakasının vücut ısısını koruma
görevi vardır. Dolaşım sisteminde ise yağ, proteinle birleşerek
dokulara iletilir ve hücrelerde enerjiye dönüşür. Genellikle
kadınlarda yağ miktarı, erkeklere oranla daha fazla bulunmakla
birlikte normal bir insan vücudu % 18 oranında yağ içermektedir.
İnsanların, bir günde ne kadar yağa ihtiyaç duyduğu, vücudun
harcadığı enerji ile oranlanarak tespit edilmektedir. Bununla
birlikte yağ ihtiyacı üzerinde alışkanlıklar ve gelenekler
de rol oynarlar. Genel olarak ortalama yetişkin bir insan
vücudunun yağ ihtiyacı günde 90 gr. olarak düşünülmektedir.
Öte yandan, günlük kalori ihtiyacının % 20 miktarının da vücudun
yağ ihtiyacını belirleyeceği de ileri sürülmektedir. Bütün
hayvansal ve bitkisel canlıların hücre yapılarında çeşitli
oranlarda yağ bulunmaktadır. Bu durum, hayvansal ve bitkisel
kaynaklı besin maddelerinin, insanların yağ ihtiyaçları için
yeterli bir nitelik taşıdığını ortaya koymaktadır. Bununla
birlikte fazla miktarda yağ içeren besin maddelerinden, bazı
fiziksel ve kimyasal işlemler sonucu elde edilen saf yağlardan
da yararlanılır. Zeytin, mısır, fındık, ceviz, soya fasulyesi
ve ay çiçeği gibi bazı bitkisel besin maddeleri zengin yağ
kaynaklarıdır.
MADENSEL MADDELER
İnsan vücudunun % 4'ünü çeşitli madensel maddeler oluşturmaktadır.
Vücudun düzenli çalışabilmesi, çatının ve kemiklerin normal
oluşabilmesi, çatının ve kemiklerin normal oluşabilmesi için,
kalsiyum, fosfor, sodyum, potasyum, iyot, çinko, bakır, magnezyum,
flor, krom, demir v.b. madensel maddeler önemli görevler yüklenmişlerdir.
Vücudun ortalama % 1,5-2'sini kalsiyum oluşturur. Ortalama
3-6 gr. demir vardır.
Kalsiyum ve fosfor yalnızca vücudun kemikler, dişler gibi
sert dokuları için gerekli değil, aynı zamanda hücre yapısının
ve vücut sıvılarının dengesi için de gerekli bulunmaktadır.
Kalsiyum ve fosforun önemli miktarı kemiklerde ve dişlerde
bulunur. Geri kalanı vücut hücre ve sıvılarının bileşimleri
içindedir. Vücutta genellikle bileşik halde bulunan kalsiyum
ve fosfor, proteinleri örterek sert dokuları oluşturur. Kasların
ve sinirlerin düzenli çalışması için vücut sıvılarında kalsiyum
ve fosforun dengeli biçimde bulunması zorunludur. Fosfor,
protein, karbonhidrat ve yağların değişikliğe uğratılması,
özümlenmesi ve hücrenin oluşması için ayrıca gerekli bir unsurdur.
Ayrıca, iskeletin yapısında, kas dokuları ve vücut sıvılarında,
kalsiyum ve fosforla birlikte magnezyum da bulunmaktadır.
Magnezyum, besin maddelerinin kullanılmasında önemli bir rol
oynar.
Vücut, madensel maddelere olan ihtiyacını yiyecek ve içeceklerden
sağlar. En zengin kalsiyum kaynağı süt ve süt ürünleridir.
Protein yönünden zengin olan yiyecekler, iyi birer fosfor
kaynağıdır. Karaciğer, dalak gibi sakatat, yumurta, kuru baklagiller,
meyve kuruları, fındık, fıstık, üzümden demir sağlanır. Yeşil
yapraklı sebzeler de demir yönünden zengindir. Sodyum ihtiyacı
tuz ile karşılanır. Su ürünleri, özellikle ıspanak iyot içermektedir.
Etler, balıklar, sakatat, kuru baklagiller, yeşil sebzeler,
yumurta, fındık, susamda zengin miktarda bakır vardır.
SU
Su, bütün hayvansal ve bitkisel hücre ve dokuların ana yapıcısı,
hayvansal ve bitkisel beslenmenin temelidir.
Su, yalnızca insan vücudundaki hücrelerin içinde yaşamı
imkanı bulduğu ortamı değil, bütün canlı varlıkların yaşamasına
imkan veren ortamı hazırlayan ana unsurdur. İnsanın vücudunun
üçte ikisi, su içermektedir. Kanda % 85, deride % 64, kaslarda
% 74, karaciğerde % 71, böbreklerde % 83, kemiklerde %13-44
oranında su vardır. Besin maddelerinin vücuda yararlı duruma
getirilebilmesi, kan ve diğer organların görevlerini yapabilmesi
insan vücudunda dengeli olarak bulunan suya bağlıdır.
İnsan vücudunun su ihtiyacı, ya doğrudan doğruya su içerek,
ya ana unsuru su ya da süt olan içeceklerle, meyve suları
ile ya bileşimlerinde su bulunan besin maddelerinin sindirimi
ile ya da vücutta bulunan organik maddelerin yakılması ile
vücut tarafından elde edilerek karşılanmaktadır. Öte yandan
içilen doğal su, kimyasal olarak, yalnızca oksijen ve hidrojen
bileşimi değildir. Doğal su içinden geçtiği toprak katlarının
yapısına ve bileşimine göre, değişik oranlarda kalsiyum, demir,
magnezyum, sodyum, potasyum, silisyum, kükürt, klor ve iyot
içermektedir. Görülüyor ki doğal su, vücudun su ihtiyacını
karşılamak yanında, vücudun madensel madde ihtiyacına da cevap
vermektedir.
|